Friday, July 27, 2012

Zong zong bırakın ölsünler!

Bir insanın, ölmekte olan birine "bırakın ölsünler!" deme ihtimali yüzde kaçtır sizce? Siz bu oranı düşünürken ben size J.M.W. Turner'ın bir resmini göstermek istiyorum.


The Slave Ship (1840). Oil on canvas. 90.8 × 122.6 cm, Museum of Fine Arts, Boston

Altın sarısı güneşin kızıllığı, sanki gökle denizi bir araya getirip kasıp kavuran o fırtınayla işbirligi yapar gibi bu tabloda. Olan bitenleri uzaktan izler gibi seyirci kalamayan geminin ise rotası çoktan değişmiş de huzurlu, sakin ve bulutlardan uzak bir kıyıya gidiyor.

İlk bakışta sanki bu söylediklerim oluyor gibi tabloda! Bir manzara resmi gibi görünün bu tabloya dikkatlice baktıkça tüylerimizi ürperten korkutucu bir şeyler görürüz.   Sudaki her şeye saldıran canavarsı yaratıklar, kendinden geçmiş  o aç balıklar, suda yüzen niye orada olduklarını anlamadığımız  o zincirler ve vücudunun büyük bir kısmının deniz içinde,  sadece bir bacağının suyun dışında kaldığı o insan!

İlk bakışımıza güvenmeyip en ince detaylarını görene kadar bu resme bakarız. Gördüklerimiz korkutur ve o korkular içimizdeki insan olma dürtüsünü dürtüverir hafifçe, sarsmadan.

Tüm bunların anlamı ne mi? Gelin kısaca geçmişe bir yolculuk yapalım!

1781 yılında, Afrika'dan Jamaika'ya gitmek için o  mavi ve derin ve bir o kadar da korkutucu olan azgın sularda bir gemi ilerler.

Geminin adı Zong, kaptanın adı ise Luke Collingwood'tur.  Gemi bir İngiliz gemisidir. Buraya kadar her şey normal ama gemi kölelerle doludur.

Çok geçmeden 60 köle ve 7 mürettebat hastalıktan ölür. Kalanların bir çoğu da hastadır. Bu durum karşısında şaşkın olan Kaptan Luke, teslim ettiği sağlıklı ve hayatta olan her bir köle için sigortadan para alacaktır ama ölen köleler ve hasta olanlar için para alamayacağını da çok bilir.

Kaptan Luke sizce çok düşünüp taşınır mı ne yapması gerektiğini? Aslında bu sorunun cevabı Hayır! Çünkü Kaptan'ın düşündüğü tek şey sigortadan alacağı paradır. Evet, para. Bazılarını kör eden, insanlıklarını unutturan o para. Çok geçmeden Kaptan'ın aklına kendisi kadar sinsi ve bir o kadar da acımasız bir plan gelir.

Çok merak ediyorsunuz değil mi, bu planın ne olabileceğini? Kaptan, önce güverteleri dolaşır ve sonra ölen ve hasta olan toplam 132 kölenin okyanusa atılması emrini verir çünkü çok iyi bilir boğulan her bir köle için sigortadan para alacağını!

Evet evet, yanlış duymadınız! Gemideki köleler birer birer atılırlar okyanusa, ayakları zincirli, kimisi hasta, kimisi zaten gözlerini çoktan kapatmış çok da ümitle bakamadığı yaşamına.

Gemi zar zor Jamaika'ya varır ama Kaptan Luke o kadar da şanslı değildir! Kölelerden birisi kaçmıştır ve Kaptan'ın yaptığı bu dehşeti anlatmıştır herkese ve sonunda olay İngiltere'de duyulmuştur.

Zong'un kaptanı Luke, istediğini alamamış ve işlediği suçtan dolayı hakkında dava açılmıştır.

Yıl 1840, ressam Turner bu tabloyu bitirdi. Tablo hakkındaki eleştiriler ise çok acımasızdı! Turner'la alay etmekle kalmadılar ve ona deli dediler!

Oysaki Turner, çağını yakalamakla kalmamış düş gücüyle birlikte kitlelere ders vermişti! Kullandığı renklerle olayın dehşetini anlatırken gökyüzünün yer yer mavileşmesiyle de sanki bize umut verir gibidir.

İşte o köleler eminim ki kurtulmak istemişlerdi çünkü hayata karşı umutları vardı!  O acımasız efendilerinin sömürüsü olmaktan kurtulacaklarını da inanıyorlardı elbette! Ve gün geldi, bu kölelik saçmalığına son verildi, verildi mi gerçekten?

Bir insanın, ölmekte olan başka birine 'bırakın ölsünler' deme ihtimali yüzde kaçtır sizce?  İşte o insancıklar kendilerini hep üstün görerek "bırakın ölsünler!" dediler.

Onlar hala varlar! Her yerdeler!

Gunes Yilmaz
7/23/2012


Art Scape 2012, Baltimore

 

ArtScape was fun, but it was crazy crowded!







Tuesday, July 24, 2012

Two Pictures

Turning the face to the green plants!
  Hey guys, I like these two pictures and want to share with you! I hope you like it!
I took the pictures in Turkey and manipulate them with photoshop!

Turning the face to the light!

Friday, July 20, 2012

Kayaların Ruhunda Varoluş Sergisi'nden Yorumlar

Herkese merhaba,
Kayaların ruhunda varoluş sergimde en çok beğendiğim yorumları sizlerle paylaşmak istedim.

"İnsanların ruhunun kayalara dönüştüğü bu zamanlarda kayaların ruhunun insana dönüşüp tekrar varoluşu! " 
 -Beycan Örgen

"Hangisine bakarsanız bakın, isterseniz ikiye ayrılmış bir benlik, isterseniz birbirine sarmaş dolaş birbirini desteklercesine sarılmış kayalar! 
isterseniz kafasını toprağın altına sakladığı yumurtalarını kontrol etmek için kafasını toprağın altına sokan bir dinazora benziyen resim! Ama bunların hepsinin kaya olduğunu düşünmek, cansız olduğunu düşünmek ama baktıkça her birinde insanın kendini görmesi....... 

O toprak yığınlarına, o kaya yığınlarına hiç bu gözle bakmamıştım. 

Resimlerde parlak mavinin kullanımıyla beraber bu gri renk hem cesur hem durgun ama hem de korkutucu hem de sıcak!" 
-Mehmet Duman

"Resimlerin içinde bir bütünlük var. Tek tek baktığımızda bile bir bütünün parçalarını görebiliyoruz." -Seda

"Önce insan var olur sonra özünü oluşturur. Önce kayalar var oldu, Gunes de kayalarin özünü oluşturdu."
-Aygül Bahar Yılmaz

"Milyonlarca tohum bırakmış bir devlet adamı!"
-Pınar Öcal

"Derinliği olan resimler!"
Eda Çiller

A weird question ever!




"The guy asked; Why didn't you put humans in your paintings, if there is not a human in paintings, they are not valued, worthy!

It seemed like she was shocked!"

This is what was going on in the picture!

 Hmm, Well!  I guess Georgia O'Keeffe's paintings are totally worthless, since she only painted flowers and Monet is just garbage with his landscapes!

And don't get me started about other painters!

I think the only thing tougher than dealing with uneducated people is dealing with people who think that they are educated but they aren't!

 P.S. That guy came to my art show in Adana, Turkey! He took a look at the paintings quickly and started criticizing the paintings immediately.  I could tell that he was moody and cocky when he got in to the show room!

Another P.S. The funny thing is I don't even know him! Let me know if anyone knows him :):) It would be fun to have a conversation with him again!


Gunes Yilmaz
7/20/12




Nazar Mosaic by Adam Bloedorn

Hey everybody,

A box is made by Adam Bloedorn. It's a nazar tissue box. Look at the colors, lines, form of nazar!
It's amazing! I really like it that's why I wanted to share the pictures with you!









Wednesday, July 18, 2012

Photography by Cumali Yilmaz

This is my favorite!













Who is Cumali Yilmaz?

 He is my creative and crazy brother! He loves taking pictures of kids, people, poverty! He doesn't want to be known! Let me give you a secret! He doesn't know I posted this photographs on my blog :):) hehe.

Aren't these pictures amazing? The answer is, Yes!absolutely!

Enjoy the photographs!

Gunes Yilmaz

Pictures of Love





Photography and design by Gunes Yilmaz

Tuesday, July 17, 2012

Traveling Circus by Paul Klee

Paul Klee
Swiss, 1879-1940

Traveling Circus
1937
Mixed Media on Canvas

"In Klee's whimsical Traveling Circus, a one-eyed clown wearing a sombrero, a female acrobat, and a donkey appear before a circus tent with pennants flying.  The artist uses subtle colors and a stippled technique to create this nocturnal scene. It's hard to reconcile the childlike playfulness of the drawing with the political events of 1937.  During that year, Nazis seized 102 of Klee's works from museums and collections throughout Germany, and included seventeen of these works in the Degenerate Art exhibition at the Haus der Kunst in Munich. Perhaps Traveling Circus alludes to the artist's own unsettled situation, as he had been forced to leave Germany and was living in Swiss exile at the time of its creation."

- Baltimore Museum of Art




Antioch Mosaics / Antakya Mozaikleri


Guys, There are mosaics in Baltimore Museum of Art. The mosaics have been found in Antioch (Antakya), Turkey.

If you like mosaics and live in Washington area, I'm telling you, go and see all those amazing mosaics.












And... This is Adam wearing an Istanbul t-shirt in front of a mosaic at the museum.